Kasım 09, 2011

Haziran 25, 2010

Günün Müziği

Dido - No Angel
- I Am No Angel


Geri dönelim dedim;
Olmaz dedi;
Gidelim kaybolucaz ya da
Bırak beni yolu bulim dedim;
Artık bir şey duymuyordu.
Elini bırakıp, sessizce yanından uzaklaştığımdan;
Karanlığa doğru yürürken,
Bir gün elini cebine atarsa diye;
Oraya kalbimi sakladığımdan
habersiz yoluna devam  etti.

 
Tam genç olduğum zamanlar, albümü bir günde 10 defa dinlerdim. Yukarıdakilere benzer bi şeyler yazmıştım o zaman, hatırladığımı biraz revize ederek tekrar yazmaya çalıştım bu kadar oldu.

Haziran 24, 2010

Doğru Kişi -3- (Ya da Vapura Yetişirken...)


“İSKENDER”

(Beşiktaş - 15:24)

Hava o kadar sıcaktı ki, az önce sokak satıcısının kovasından aldığı tamamı buz olan su şişesinin ,içmeye fırsat bulamadan, katı halden sıvı hale geçişine hayret ediyordu. Elinde fizik kurallarını altüst eden bir su şişesi ve tek ütülü olan uzun kollu bir gömlek giymenin pişmanlığıyla iskeleye doğru koşuyordu.
Dido - Life For Rent
- White Flag


Bizler daha çocukken,
Bir şarkı; bir kaç yıl öncesini,
Bazen sadece,
yaz akşamlarının anısını getirirdi
Ama böyle eskiye götüremezdi.
Bizler daha çocukken,
Anılar bu kadar çoğalmamışken,
"Geçmiş" bu kadar eski gelmezdi.






Bugün günün müziği biraz geç oldu. Sabahları işe giderken radyo dinlemek keyifli ama kötü yanı sabah çaldığından beri dilimden düşmedi. Sanırım yarında No Angel'dan bir şeyler dinleyesim olucak. Yaşasın retro ruhu :)

Haziran 23, 2010

Günün Müziği

St. Germain - Tourist
- Montego Bay Spleen




Belki akşam üstü bi vakit, 
Güneşe "nereye?" demeye hazırlanırken, 
Bir kez daha duyarsak bir gün;
Kim bilir ,
Belki bizi tam zamanında gülümsetir.


Bugün de aynı kişiden bir parça olsun. Sanırım bu aralar bu tarzda gidebilirim. Umarım beğenirsiniz.



Haziran 22, 2010

Buz Duvara Düz Koşu... -2-


Ayaklarının altı soğuktan o kadar acıyordu ki sanki ateşin üstünde koşuyor gibi hissetti. Hala nasıl olduğunu anlayamamıştı ama aklından tek bir şey geçiyordu.
“Durmamalıyım…”
Durduğunda düşmekten mi korkuyordu? Yoksa bu duvarın sonunun olmamasından mı? Ne olursa olsun yıllarca karşısında beklemekten daha iyiydi.
Henüz karşısına ne bir delik ne de bir engel çıkmıştı. Yer yüzü o kadar küçük gözüküyordu ki, hayatı boyunca tek bildiği küçük kulübesini zar zor seçiyordu. 
Saatlerce durmadan koştu, güneş çoktan batmıştı. Her taraf zifiri karanlıktı. Sadece bir yıldız parlıyordu ve tek yaptığı ona doğru koşmaktı. Duvarda değil, düz bir yolda koşuyor gibi hissediyordu. Ne kadar yüksekteyim acaba diye düşündü.

Günün Müziği

St. Germain - Boulevard
- Deep In It


Gözlerimi kapadım. Başım benden bağımsız, hafif hafif tempoya eşlik ediyor. Yüzümde gittikçe beliren bir gülümseme. Engel olamadım...

Haziran 21, 2010

Haziran 18, 2010

Doğru Kişi -2- (Ya da Menemen...)

“ESRA”

(Beşiktaş - 01:26)

"Ayyyy..."
Kadeh parkeye çarptı, kırılmadan sekti, ikinci çapışmada ise sap kısmı hariç paramparça oldu. Kadeh basket topu gibi sekerken, iki sekme arasındaysa Serhant "Ohhh, hem temizleme derdi çıkardı hem de muhabbet bölünürdü" diye içinden geçirmişti. Bu çeyrek saniye boşlukda düşündüklerine kendi dahi şaşırmıştı. Serhant; Esra'nın koyu yeşil saçlı, 70'ler ruhuyla coşmuş 80'lerle kendini bulmuş,  yazları 10 kişi kelebek vadisinde patates ve menemenle beslenen retro ruhlu ablasının , geçen yaz menemenle beslenme döneminden beri birlikte olduğu sevgilisiydi. Esra ve menemen çocuk yarım saattir aynı konuyu tartışıyorlardı. Ablası ise az önce elinden düşürüp kırdığı kadehin parçalarını toplamaya uğraşıyordu.
Ortada duran alçak ve beyaz sehpanın üzerinde 2 kırmızı şarap şişe vardı. Biri yan yatmış diğer yarım dolu olanı ise her halde kola zannedilerek(!) mantarı yarım şekilde sokulmuş duruyordu. Yan yatan şişe yıllanmış şarabı doğru saklamak için değildi  Bilhassa 50 dakika önce Serhant mantarı  "FUIP!" efektiyle açma başarısını göstermişti. İlk kadehi "centilmence" sevgilisine uzatırken, şampanya efektli açma ve gaza gelme sonrasında "Şarap en iyi midede saklanır" esprisini yaparak menemenin soğuk da yenebileceğini kanıtlamıştı.
Esra Serhant'ı sevmezdi, hatta sadece ablasına ayıp olmasın diye güler yüzlü davranıyordu. Tanımlamaya kalkıcak olsa herhalde en uygun olarak " boş biri " cümlesini seçerdi. 

Haziran 16, 2010

Doğru Kişi... (Ya da Yarın kesin...)


 “İSKENDER”
(Taksim - 01:26)
Taksimdeki evinde yalnız yaşayabilmek için ailesiyle uzun mücadeleler vermişti. Mücadele boyunca top; olgunluk, sorumluluk ve gayri safi milli gelir üçgeni arasında gidip gelmiş ve son saniye atağıyla İskender bonservisini de alarak özgür kalmıştı.
İlk günlerinde, gece çıkmadan votka önderliğinde pre-klüp havasında ilerleyen ev, bir ara playstation kefeye, zamanla “Abi, dışarıda bir içkiye 30 TL vereceğimize evde eğleniriz mis gibi” cümlelerinin nihai noktasına ve de son olarak alkol ve testosteron yüklü bünyelerin sabaha karşı geri döndüğü ve yetmemiş gibi son bir içki daha içilen birahanesi haline gelmişti. Ama hiç bir zaman asıl düşlerini süsleyen; ünisex tabu partilerinin yapıldığı, mum ışığında şarapların içildiği, bir Schopenhauer’dan bir Freud’dan alıntıların, betimlemelerin havada süzüldüğü bir ev olamamıştı. Burası kesinlikle İskender’in oynamak istediği klüp değildi, elinde bonservisi sahaya dahi çıkamadan antrenman yapmadan kariyeri eriyordu. 

Mayıs 31, 2010

Buz duvara düz koşu...

Doğduğu günden bu yana buz bir duvara bakarak bekliyordu. Ne kadar zamandır burdayım diye düşündü. Son günlerde kendine tekrarlayıp durduğu cümleyi bir kez daha tekrarladı
"Eğer yeterince sert bir şekilde çarparsam kırabilirim".
Yıllardır önünde durup seyrettiği o devasa  duvardan gözlerini ayırmadan, yavaş yavaş eğilerek selamladı. Derin bir nefes aldı ve koşmaya başladı.Her adımında daha da hızlanıyordu. Her şeyi göze almıştı artık. Gittikçe yaklaşıyordu ama yaklaştıkça tahmininden daha yüksek ve büyük olduğunu gördü.
"Kırabilirim..."